01 Eylül 2011

yoksa eylül mü geldi?






Datça, marmaris, bozburun ve  her şeyine bayıldığım selimiye-hisarönü koylarından akdenize geçişimiz yumuşak olsun diye, yer yüzündeki en engin kumsal Patara ve yıllarca sevmekten vazgeçmediğim Kalkan dönüş rotamızın son duraklarıydı. Fotoğraflar oralardan.

Ama her yerin her yıl daha da canına okunan diyarlarda yaşadığımızdan, uzun aralardan sonra yeniden karşılaştığımız bu güzel yerlerde, sevincimize, dağa taşa  eklenen eklemlenen her bir yapı için de ayrı bir iç sızısı düpedüz üzüntü eşlik etti.




 

Eve döndük, döner dönmez kapıyı çalan uzun bir bayrama, yağmurla gelen bir eylül ve de verilmiş bir söz eklenince; her sonbahar olduğu gibi bu sonbahar da, çıralı-olympos, dedik.

Yayıldığım çardaktan, kızımın denizde çimmesini fırat bilip de yazıyorum bu yazıyı.

O meşum filmden dolayı mı, uzun bayram tatilinden mi, tatil bilincinin ziyadesi ile artmasından mı, bir kısım politikacının sıklıkla dillendirdiği refah düzeyinin sözüm ona artmasından mı,

yoksa, sonbahar dediysek de 1 eylülün bahardan bile sayılmayacak kadar erken olmasından mı, bilmem?...

Kalabalık, fazla vıcık vıcık, ziyadesi ile sıkışıkbu yerlerde 2. günümün derhal bitmesine katkısı olsun diye yazmaktayım bu yazıyı.

Sonrasında hemen evime dönmek, bir nebze serin sabahlara uyanmak, sabah kahvemi pencere önünde içmek, kitaplarımı okumak, bu yılki kışımı beklemek istiyorum. 

bu kadar yaz bana yeter,
nasılsa,
nasıl demişti şair: yaz geçer, gene gelir...
sevgiler,

 




Posted by Picasa

1 yorum:

Buket dedi ki...

çoookk güzel :))