29 Eylül 2011

bunun adı sıkılmak mı?



Tam tamına 2 yıl olmuş buralara geleli. Evi sırtlanıp yüklenip taşınalı.
Miniğimin lüle lüle saçları düzleşti artık. Tombul yanakları da.
Bir kedinin fotoğrafını çekmeye çalışan ellerindeki yumuklar bile.

Geldiğimiz yılın sonbaharında denize, kuma, iyota hasret hep kıyılarda idik. Denizlerde. Çakıl taşlarının üzerinde.

Bugünse sonbahar demek okul demek, sezonu çoktan kapatıp evlere girmek kısaca buralı olmak demek.

O artık okula giden, okulun kapısında bağırarak ağlayan- neyse ki bir haftadan az sürdü ağlama meselesi- dometes var diye verilen sabah kahvaltısını külliyen reddeden bir abla!

İki yıl öncenin sonbaharına inat, yerleşme, demir atma duygusu bu sonbahar bende, bir demir alma duygusuna yerini bıraktı.
Çok erken, gerekli mi tartışılır, uzun mesafelerde mi, hayır kısa. Mesela kent içinde.

Başka evde mesela,
başka renklerde,
kokularda, seslerde,
Hazır kılıç çiçeğim de uzadıkça uzamışken...

Ne bileyim böyle işte...
Hiç olmadı, eşyaların yerinde, çerçevelerdeki resimlerde, koltukların deseninde, evde çalan müzikte, kokulu mumlarımda bir değişim, küçücük de olsa bir değişim yapma zamanındayım.

2 yorum:

beste dedi ki...

:) ablaya selamlar! degisim konusunda arkandayim tedbili mekanda ferahlik vardir!

serpil dedi ki...

evet beste'ciğim. değişiklik ve getirdiği ferahlık iyidir,