29 Şubat 2012

çok güzel hareketler bunlar..



erkek kardeşim ve iki arkadaşı,
üşenmiyorlar,
mütemadiyen bir yerlere gidiyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar,
etrafa pek bir güzel ve pek bir özel bakıyorlar...

öyle güzel ki yaptıkları, ettikleri, çektikleri,
paylaşmadan edemedim.



Posted by Picasa

27 Şubat 2012

yeni hafta



Yeni hafta, yeni niyetlerle başladı.

Artık, moda kanallarını izlerken elimde sarelle kavanozu yok.

Limonlu tarçınlı sıcak suyu içme ritüeli kanalların önünde başlasa da gün içinde tümüyle devam etmek niyetinde.

Şu 2-3 kiloyu al ver al ver bitap düştüm. Vermek ve iade almak istemiyorum.


Yeni fotoğraf makinası ile en anlamsız şeyler bile anlamlı en çirkin şeyler bile daha güzel sanki.

Meziyet insanlarda değil makinalarda diyesim var ama herkes çok kızacak, o yüzden demiyorum.

Onun yerine haftanız renk renk taptaze ve bereketli geçsin diliyorum.





Posted by Picasa

20 Şubat 2012

carte blanche


her şeyin vintage'ı güzel
her şeyin...

bu aralar buna takıldım.
hem de fena halde.

14 Şubat 2012


Posted by Picasa


Ay, küçük mutluluklar ayı.
kısa ve de baharın habercisi.

Hafta, aşk haftası.
kapitalist ve bir o kadar kırmızılarla dolu,

Gün, sevgililer günü.
kökü taa pagan adetlerinde ama, hristiyan dininin insanlık alemine armağanı.

fena da bir armağan değil hani..

13 Şubat 2012

günlerden şubat.



Alman komşum uzun bir aradan sonra soğuk memleketini bıraktı, geldi.
Panjurlarını açtı, renkli çiçeklerini pencere önü saksılarına ekti, sabah kahvelerini buranın insanın kemiğini üşüten nemli soğuğuna rağmen balkonunda yudumlamaya başladı.




İlk işi kendi bahçelerinin toprağını kaldırmak, havalandırmak, kazdırmak oldu.




Karşı bahçedeki harıl harıl faaliyet karşısında bahçe kapısını açmaktan bile korkan ben, bir göz gezdirdim de yapacak ne çok iş var, havalar ise hala soğuk diye söylendim kendi kendime.


Oysa, tembellikten mi, yoksa yaz hiç bitmeyecek gibi durduğundan mı burada, bu kışa girişte bahçedeki çıngırtıları, süsleri, mumlukları bile kaldırmadığımı, yağan yağmurun altında tümünün renklerinin nasıl da solduğunu, paslandığını  gördüm, sevgili bir gözün yeni aldığı makinasının vizöründen.




Yan komşum, köpeği Cango'ya bakamadığından bir başkasına verivermiş, kapılar bacalar sıkı sıkı kapalı kaldığından epey bir geç öğrendim durumu.


Kuşlar yavaş yavaş geri dönmüş, bazı sabahlar artık duyuyoruz cıvıltılarını.

Günler daha güzel, ya da gözler daha bir iyiye ve güzele odaklı bu yıl başladı başlayalı.
Sinema keyfi son sürat gitmekte evden de olsa, hatta salonlara bile taşmışlığı var Sumru eşliğinde ve adı -Neşeli ayaklar ve çizmeli kedi- olsa bile.

Kızımın naiflikleri hat safhada olsa da, çizmeli kedinin annesinden ayrıldığı sahnede ağlayarak bana sarılsa da, filmin özüne onu çekmek için ne kadar uğraşırsam uğraşayım film boyunca belli aralıklarla annesini ne zaman göreceğini sorsa da....

Artık sabahları kapalı panjurlara değil bir yaşama bakarken, bahçede yapılacak işleri kafamda evirip çevirirken, kedilerin kırdığı kavanozların yerine yeni kavanozlar boyamayı tasarlarken, kuşları gözlerken buluyorum bu aralar kendimi...
Posted by Picasa

10 Şubat 2012

pop star da olsa bir kadın sıradan da kaygıları hep aynı...

Saat sabah dokuzdu ya da az biraz geçiyordu.

Bir kahve daha içeyim dedim kendi kendime, ne de olsa büroya varmam taş çatlasa 2 dakikamı alacak.
Evin hemen önündeki bloklardan birinde ya kuzum, diyorum kendi kendime.

Bir kahve daha içmeyi hak ediyorum, diye ekliyorum sonra, yine kendi kendime.

Geçen haftalarda evde hasta yattığım 7-8 gün boyunca, sıkı takipçisi olduğum Martha Stewart'tan hemen önce yayınlanan ve katlanamadığım dejenere "Ellen" televizyonda.


Programına Lady Gaga bağlanıyor, ve bizimkinin doğum gününü kutluyor. Bizimki pek şaşkın havasında ama aslında değil.

Neyse anlatmak istediğim de zaten bu değil.

Lady Gaga'ya soruyor neredesin diye?
Dairemdeyim diye yanıtlıyor, gaga.

L.A mi New York mu diye de sonra?
New York, diyor gaga.

Ve sonra devam ediyor. Burası Kuzey kutbu sanki, donuyorum ve en önemlisi ayakkabılarımı giyemiyorum....

Bu replik beni gülümsetti gerçekten de. Çünkü Antalya'ya taşınma kararı aldığımızda, en çok da paketleme yaptığım şık şıkırdım ayakkabılarımı, soğuk da olsa güneşli kış ayları boyunca uzun bir sezon giyeceğime sevinmiştim.

Aslında bu sevincim hala devam etmekte.

Ancak yağmur yağmaya görsün, değil ayakkabı giymek, sokakta yürüdüğümüz vaki değil.

Demem o ki, dünyaca ünlü pop star bir kadın da olsan, sıradan, ya da ne bileyim sıradanın da altında bir vasat kadın....

Kaygılar dönüp dolaşıyor ayakkabılarda son buluyor...

işte böyle,


sevgiler, saygılar,